Öncelikle fotoğrafın konuyla ilgisi yoktur diyecekken ulaşılmak istenen seviyeyi gösterdiğini fark ettim. Her şeyin her şeyle ilgisi var. Yerleşmek toprağını bulup çiçek açmak değil de nedir? Allah’ım nasip et. Dinimiz amin.
Bir ay önce buraya çok boşladım diyerek arşivden bir yazı ekleyip beş gün sonra taşınmıştım. Üç hafta olduğunu şimdi fark ediyorum. Boşlamanın kitabını yazmak bu olsa gerek. Şu dünyada erkek olacaksın hiç maçlarını dizilerini boşluyorlar mı? Tarihten saatten uzak gereklilikler üzerine zaman tanzim etmeye çalışıp dağdaki çoban formatında yaşadığım bu üç haftanın öncesi de var. Haftalarca kolilerle dolu odalarda askıda geçersiz bir hayat yaşadığımı yazmıştım. Epeydir odaklı bir yazının başına geçmem mümkün olmuyor. “Gözümde canlanır koskoca mazi” şarkısı eşliğinde duygudan duyguya girerek başladığım ayıklama, toparlama, paketleme sürecim hay ben bu hatıracılığın … şeklinde devam ediyor.
Hele bir eşya atılsın, sonrası kolay diyenlerin hele bir doğsun, hele bir uykusu düzene girsin hele bir yürüsün, hele bir okula başlasın diyenlerden farkı yok. Hepsi yalancı. Bitmiyor, her gün başka bir dert çıkıyor. Malum büyüdükçe de dertleri büyüyor.
Allah dermansız dert vermesin. Benim taşınma dertleri tırı vırı da ne yordu be kardeşim. Bir kere hiç bir dolabım, mobilyam, perdem tavan boyu, kiriş ayrıntıları nedeniyle yeni eve uymuyor. Onlar beğenmuzuk diye ortada dursun ilk günden mızıkçılık çıkaran bulaşık makinesi oldu. Tam da en çok lazım olduğu sırada bir naz bir naz. Kurutmuyor, suyu ısıtmıyor, kafası döndü falan derken gitti evden kurtuldum. Ben zaten ancak giderlerse kurtuluyorum. Çoktan vedalaşmam gerekirdi. Olmadı hep başka bir öncelik çıktı ve bir sabah yoktu. Yeri hemen doldu. Zaman naz çekme zamanı değil. Bu arada 25 yaşındaydı, oğlumdan büyük. Yeni makinelerin ömrünün 7 yıl, kireçli şehirlerde 5 yıl olduğunu da bu vesileyle öğrendik. Ha bir de artık kurutma özelliği olan programın 3 saat 42 dakika olduğunu. Neymiş wifi ile bağlanıyormuş. Neyleyeyim. Aman mutfak yerleşsin makine en lazım şey deyip alelacele hareket edince tongaya düştük. Kampanyalı ürünler tuzaktır, biliriz ama bu pahalılıkta elimiz mahkum. Neyse ki sular kireçli. Ardından firar eden fırınlar oldu. Sevişmiyorduk zaten mutlu oldum. Yenisi yerleşti yerine monte eden servis yetkilisi dakika özelliği olmadığını söyledi. 25 sene önce uyduruk fırınlarda olan dakika yeni wifili ankastre fırında yokmuş. Bu özelliği olmadığını fark etmedik elbette, direksiyonsuz araba mı olur dedik. Beyaz eşya açılınca başa kalıyormuş. Saat kurun dedi adam kronometre de olurmuş. Neyse en azından fiyatı uygundu, daha evde yaşamaya başlamadığımızdan pişirmesini bilmiyoruz. Belki bizi şaşırtır, bir güzellik yapar. Beyaz eşya şans işi.
Sonra dolapları revize etmek için bulduğumuz Z kuşağı marangoz ustasının uzatmaları, soğuk esprileri derken içim şişe şişe bir şeyler yapıldı. Baştan söyleyeyim biten işlerden hiç biri gönlümce olmadı. Süreç de gönlümce değildi ama kabullenmeyi öğrendiğim yaştayım.
Yine de bu kadar geride bırakamamazlık kötüymüş. Oysa ben kendimi vefalı, değer bilen, hatırşinas diye isimlendirirdim. Askıda Geçersiz adlı yazıma bir yorumda iyi ki kirli çıkıymışsınız yazan arkadaşa selam olsun. Ama bu kadarı da fazlaymış. Mutfağı paket yapan, taşıma firmasının elemanı amca “almış da almış, almış da almış,” diye söylenmişti önceki taşınmada. Bu seferkinin bu cümleyi kuracak Türkçesi yoktu. Keşke bu kadar ıvır zıvır, sırça, kıyafet ve maalesef kitap alacağıma altın alsaymışım da 3 katlı bir ev alıp içine sığsaymışım. Ama mantalite değişmeyince beş kat olsa doluyor. Üç katı dolduran çok arkadaşım da var, iki odası kelaynak gibi çıplak minimalistler de, hepsine selam olsun.
Eşyayı eve attık, başka yerde kalıyoruz. Çünkü sadece onlar sığdı:)) Biz ustaların peşinde dolaşıyoruz, daha kaç zaman sürecek bilmiyorum. Yoksa ben iş dururken duramam ama beni durduran hep dış güçler. Bir yandan da geldiğim yerdeki diğer evde beş yılda birikenlere ilaveten, yazlık kıyafetler falan var. Ayırma, kategorize edip yerleştirme, o eve gidecek burada kalacak sınıflandırması falan da sürüyor. Sırf burada iki büyük kitaplık olmuş. Altı boydan kitaplık sığdı salona, bunlar burada kaldı. Evet salona, çünkü çalışma odası yapacağım hiç bir odaya bu boyda bir kütüphane sığmıyor. Her gelen bu olmasaydı diyor. Yahu ben hukukçu ve yazarım, varlığımın en büyük kanıtı, sırtımı dayadığımda kendimi iyi hissettiğim tek yer kitaplığım diyorum, obje, tablo koyma şansımı elimden almış bunca kitap, öyle diyorlar. Yoksa kalabalık olurmuş. Olsun ben kalabalığım arkadaş. İçimde kaç kişi var. Kaç karakterle yaşıyorum. Sırf Dipsiz Göl adlı romanda 17 karakter var. Ama akıcı, önemli olan akış değil mi? Akıyor ve gidiyor. Ben de bu saatten sonra değişemeyeceğim. Sadeleşmek gerekli elbette ama bunu kütüphanemde yapmayacağım. Neredeyse 300 kg kitap ve dergiden vazgeçtim zaten. Orhan Pamuk olsaydık ayrı bir kütüphane evim olsaydı alkışlanırdım. Müze bile açardım. Masumiyet bunun neresinde olurdu bilmiyorum ama (bence o da bilmiyor) ben kitaplığımla sırçalarımla mutluyum. Biri ardını gösteriyor biri içine alıyor. Hangisinin neyi yaptığı da zaman zaman değişiyor. Bir de tozlanmasalar iyiydi.
Bu arada geldiğim günden beri yağmur var ben iki ev arası yorulup sellere kapılmayayım diye düşününce evde kalıp Masumiyet Müzesi ve Ayrılık da Sevdaya Dahil’i izledim ve sevgili Cinema Paradiso yazısı önüme düşünce yorum yazdım. Sonra da baktım epeydir bir şey yazmamışım hazır yorgunluktan uykum kaçmışken bir şeyler yazayım dedim.
Ayrılık da Sevdaya Dahil, izlerken hemen hemen Cinema Paradiso ile aynı şeyleri hissettim. Masumiyet müzesi için girmiştim, aylardır dizi izlemiyordum o yüklenmemiş olunca bunu izledim bir günde. Dediğim gibi hava yağmurluydu dışarda işlerim vardı selden çıkamadım akşama kadar izlerken de dinlendim. Başrolün çok genç ve çok güzel olmaması bana bir tema varlığı hissettirdi ve izlememde etkiliydi. Başrol erkeği de başka dizilerde sevmezdim burada sıcak geldi. Hikaye bana geçti ve hep eski dizilerden ikinci bahar havası var dedim. Bu mahalle kültüründen nerede kaldı diye düşündüm.
Özlenen bir destek grubudur mahalle. Memleketime taşınırken de bir mahalle dolusu insanım var diyordum ama hayat nasıl garipleşti herkesin kendi işi başını aşıyor öyle haklı mazeretler geldi ki gönül koymak mümkün değildi. Yine de arada uğrayanlar oldu, gurbette yapayalnız paketlediğim 5.5 ton eşyayı, (şaka değil) açarken gelenler var. Yine de evinin işini insan kendi biliyor. Bu nereye konacak sorularına yetişemeyince özellikle mutfakta nasıl uygun yer olursa dediğimden şimdi neyim nerede bilmesem de yapayalnızlıktan iyidir.
Ertesi gün de Masumiyet Müzesini izledim. Öncelikle Orhan Pamuk benim gibi lafı uzatır ya severim, okurum. Kitabı da çok eskiden okumuş geçen sene de dinlemiştim. İzlemeden kitaba şöyle göz attım, ben kelimeleri seviyorum bir kez daha anladım. Diziyi ise yarısından sonrasını yaklaşık çarpı 2 hızda izledim. Sıkıldım, sosyal medyadan üzerimize akan yorumların altında kaldım. Kitapta ifadelerine hayran kaldığımız bir aşk romanının yayınlanmasıyla dizinin çekilmesi arasındaki yıllarda doz aşımı psikoloğa maruz kalmamız, 18 yılda dünyada, algımızda ve aşk kavramının yaşanışında gerçekleşen değişim, patolojik olan aşk konusunda bilinçlenip enerji emicilere karşı geliştirdiğimiz feminist kalkanlar sayesinde seyrettiğimizin aşk olmadığı iddiasına vardık. Saplantının ete kemiğe bürünüşünü bir kez daha gördük. Psikopat tutkulu aşıkların vazgeçilmez adresi Selahattin Paşalı bence iyi oynadı, Füsun’u sevmedim, Sibel karakterini oynayan oyuncu da tüm güzelliği ve asil duruşuna rağmen eş adaylarının istemediği kadın rolü üzerine yapışmış halde kalmaz inşallah. Kanal D’deki Güller Ve Günahlar dizindeki Berrak karakteriyle aynı rolde tanımıştık. Hasılı kelam kitap daha iyiydi. Kitap her zaman daha iyidir. Kitapla kalın. Kitaplıklarınıza sahip çıkın. Geçenlerde İstanbul Erkek Lisesinde okuyan ve eskiden acayip kitap kurdu olan yeğenim tarafından kıstırılıp kitap okumanın gereksizliği konusunda ikna çalışmasına maruz kaldım ve atam neredesin dedim. Hala da bütün ümidimiz gençliktedir diyor ve kitapların masumluğunda toprağınızda kökleşip yerleşmenizi diliyorum. Hangi toprağa olduğunu seçmek özgürlükse, özgürüz hepimiz de…
İlk yayın: Published 22 Şub at 04:57

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder