Pelikanların kursağındaydı heveslerim. O geniş, esnek
torbada, biriken umutlar gibi sallanıp dururdu.
Pelikan, denizin bereketini gagasıyla toplar, kursağında
saklar; benim heveslerim de öyle, hayatın coşkusunu avuç avuç toplar, ama bir
türlü yutkunamazdım. Ne tamamen benim olurdu ne de bırakılırdı; sadece orada,
pelikanın kursağındaki gibi birikir, beklerdi.
Pelikanlar gibiydim, kanatlarım geniş, ama uçuşum ağır.
Heveslerim, o koca kanatların altında taşınıyordu; uzaklara gitmek isterken,
hep kıyıya yakın yerlerde dolanıyordum.
Pelikanın denize dalışı gibi, ben de hayallere dalardım; bir
anlık cesaretle suya gömülür, ama kursağımda sadece ıslak umutlarla dönerdim.
Ne tam yakalardım ne tam vazgeçerdim.
Kursağında balık taşıyan pelikan, bazen aç yavrularına sunar
avını, bazen kendi için saklar. Heveslerim de öyle; kimi zaman başkaları için
parlar, kimi zaman içimde gizli kalır. Ama pelikanın kursağı gibi, heveslerim
de kırılgandı; tek bir yanlış hamlede, biriken her şey dökülüverirdi. Yine de nasıl
pelikanlar, her dalışta yeniden başlarsa; heveslerim de öyleydi, her
tökezlemede biraz daha birikirdi.
Pelikanların kursağındaydı heveslerim ne özgür ne tutsak.
Denizin tuzlu kokusuyla dolu, uçsuz bucaksız bir gökyüzüne
hasret. Tıpkı pelikanlar gibi, ben de taşırım onları.
Çünkü hevesler, kursakta bile olsa, yaşamın ta kendisidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder