Bu aralar her şey üst üste geliyor. 2026 mı merkür retrosu mu ülke gündeminin bitmeyen değişkenliği ve kaosu mu bilmiyorum ama hep bir terslik var.
Dört gün sonra teyzemin doğum günü. 19 Mart’tan beri beyin kanaması akabinde kendine gelmeden palyatif hastası olarak yatıyor. Ona ve alzaymır olan babasına bakan kuzenim de bu hafta hastanelik oldu, bir hafta yatacak. Ne demişler hasta mısın, hasta bakan mı? Bir gece ben de refakatçi kaldım, hastanede olmak garip, bir yerde kapalı kalmak ne zor, saatler geçmiyor dedik. Tedavi eve çıkınca da sürecek.
Oysa hayat dışarıda çok hızlı akıyor ve biz artık sadece günü kurtarır olduk. Buraya girip yazacak zaman bile bulamıyorum. Yıllardır yerleşmek istediğim memleketime geleli işler hiç bitmedi. Bir haftadır annemlerin evde koltuk tamiri vardı, ben hep ayakta, ortada gezen olarak yoruldum. Yaşları ilerledi, yalnız bırakmak istemiyorum ama ben de yorgunum ve ne bedenen ne ruhen hiç dinlenemiyorum.
Bu arada son üç günde trafikte üç küçük kaza atlattık. Bugün hem çok yorgun hem çok bunalmış halde geldim eve. Bu kadar iş, bu kadar zorluk nedir bilmiyorum ama uzaklarda her işi kendim hallederken aslında kendi küçük hayatımı da yaşıyormuşum.
Dün pazardan aldığım turşuluk salatalıklar, közlenecek kırmızı biberlere vaktim kalmadı, yarını bekliyorlar. Yorgunluktan uyuyamaz haldeyken neden bu kadar işe yetişmeye çalıştığımı düşünüyordum ki karşıma X’te “paramuhendisim” adlı hesapta şöyle bir şey çıktı, düşündürücü, peki siz ne dersiniz, hangi iki ocağı kapatırsınız?
“Hayatını bir ocak gibi düşün.
Önünde 4 göz var:
Aile İş Sağlık Arkadaşlar
Başarılı olmak için bu gözlerden birini kapatman gerekiyor. Gerçek anlamda büyük başarıya ulaşmak için ise ikisini kapatman gerekiyor
Bu kavram David Sedaris’ten geliyor.
Bir akşam yemeğinde yapılan sohbet sırasında bu kavramı tesadüfen ortaya atmış.
O zamandan beri yüksek performans gösteren insanların peşini bırakmıyor.
Çünkü fazlasıyla doğru ve gerçekten işliyor.
Ve bir kez fark ettiğinizde, artık her yerde görmeye başlıyorsunuz.
Şimdi her bir ocağı inceleyelim:
Aile: Bağlar, evlilik, çocuklar
İş: Kariyer, iş hayatı, hırs
Sağlık: Uyku, spor, enerji
Arkadaşlar: Sosyal hayat, mutluluk, aidiyet
Her biri enerjinden bir pay alıyor. Her biri zamanını istiyor. Ama elindeki yakıt sınırlı.
1. Ocak: Aile
Başarılı insanların en sık feda ettiği alanlardan biri aile oluyor.
Neden?
Çünkü aile ölçeklenemez.
Yakınlığı optimize edemezsiniz.
Orada olmayı bir başkasına devredemezsiniz.
Bu yüzden aile, zamanla sessizce geri planda kalır.
Toplantıların, yoğun iş temposunun ve bitmek bilmeyen e-postaların arasında yavaş yavaş kaybolur.
2. Ocak: İş
Kapatılması en zor ocak.
Özellikle de sürekli çalışmayı ve yoğunluğu yücelten bir kültürde.
Çünkü iş; kimlik, statü, güç ve kaçış sağlar.
Ama alevi fazla açarsanız, diğer üç ocak yavaş yavaş sönmeye başlar.
3. Ocak: Sağlık
En sessiz olanı bu.
Başta kendini pek belli etmez.
Uykundan ödün verirsin.
Öğünlerini atlarsın.
Yorgunluğu kahveyle bastırırsın.
Ama bunu uzun süre devam ettiremezsin.
Bir gün bedenin bunun bedelini ödetir.
Ve o zaman sağlığını ihmal etmenin ne kadar büyük bir hata olduğunu anlarsın.
4. Ocak: Arkadaşlar
Belki de en sessizce kaybolan bu.
Sen değişirsin, onlar değişmez.
Sen ilerlersin, onlar geride kalır.
Zamanla hayatlarınız birbirinden uzaklaşır.
Bir noktadan sonra etrafında çok fazla insan olduğunu fark edersin ama gerçekten yakın olduğun kimse kalmamıştır.
Çok fazla tanıdığın vardır, ama çok az gerçek arkadaşın vardır.
Kendinize sormanız gereken bazı şeyler:
Başarı, denge kurmak değildir. Başarı, bazı şeylerden fedakarlık yapmaktır.
Hayatınızda çok hızlı ilerlemek istiyorsanız, bir yerden mutlaka ödün vermeniz gerekir.
Huzur istiyorsanız, her zaman hayatın merkezinde olamayacağınızı kabul etmeniz gerekir.
Çünkü dört ocağın dördünü de aynı anda sonuna kadar açamazsınız.”